Kayıtlar

Aforizma

Hayat bir öğretiye sığmayacak kadar geniş, ona teslim olmayacak kadar kısa. Mesele, yaşanabilir olanı bulmak. Sebahattin Polat 

ŞİİR: AY TOZU

  Ay Tozu Sebahattin Polat  Geldin… Kapıda anahtar sesiyle duydum gömleğindeki yağmur kokusunu. Sarılınca anladım ellerinin üşüdüğünü. Islak gecede ay tozuna bulandı gölgelerimiz, tek nefesle ısınırken biz.

ŞİİR: HANGİ ÂLEMİN NERESİNDEYİM

  HANGİ ÂLEMİN NERESİNDEYİM Sebahattin Polat Fecir vakti… Gece çekilmemiş, ışık sessizliğinde demleniyor. Kıpırtısız, nefesini tutmuş bir dünya henüz kendi adını bile anmamışken… Ben kimim? Hangi âlemin neresinde duruyorum böyle? Zaman, başlangıcını unutmuş gibi. İçimde bir şey açılıyor; ne bir hatıraya sığıyor, ne de geleceğe uzanıyor. Sanki bütün ömrüm aynı anda uyanmış içimde: yaşadığım aşklar, gömdüğüm acılar, henüz yaşanmamış hayatlar… Hepsi birden aynı derinliğe bakıyor. Hangi zamandan geliyor bu duygu, hangi hatıranın içinden sızıyor? Bir öpüşün unutulmuş sıcaklığı mı, yoksa evrenin henüz kimseye söylemediği eski bir sır mı? Demek dudak uçlarım yalnızca bir başkasına değmemişti; bir zamanlar kim olduğuma, dünyayı nasıl sevdiğime, henüz hiçbir şeyin benden eksiltmediği o insana da değmişti. Şimdi kendime dışarıdan bakıyorum. Yıllar geçmiş; ama o eski ben içimde kalmış bir mevsimde yaşıyor hâlâ. Ne ona dönebiliyor ne de onu geride bırakabiliyorum. Bir kapı açılıyor yalnızca, a...

VADİYE YOLCULUK

  VADİYE YOLCULUK Sebahattin Polat  Teni okşayan bir ikindi rüzgârının kulakta bıraktığı ıslıkla, yemyeşil bir denizi andıran vadinin içine doğru yol alıyordum. Otların gittikçe koyulaştığı, toprağın hâlâ nemini sakladığı kuytu bir yere doğru… İlerledikçe güneşin sıcaklığı çekiliyor, yerini ağaç gölgelerinden süzülen serinliğe bırakıyordu. Otların arasındaki patika, vadinin daha kuytu bir yerine kıvrılıyor, karşıma gövdesi dallarından önce görünen o ulu çınarı çıkarıyordu. Asırlık çınarın adeta zamanı eskittiği o serin ve derin vadiye nihayet varıyordum. Gövdesi tek bir ağaçtan çok, yılların üst üste yığılmış hafızası gibiydi. Kabukları derin yarıklarla ayrılmış, her yarığın içine karıncalar, yosunlar küçücük dünyalar kurmuştu adeta.  Çınara sırtımı verdiğimde önce sert gelen kabuk, usulca bedenimin ısısını alıp ağırlığıma alışmaya başladı. Çınarın gölgesinde, yukarı baktığımda yaprakların arasından sızan altın renkli ışıkların, toprağın üzerinde dantel gibi öbek öbek des...

İnsan ve Ses

  İnsan ve Ses Sebahattin Polat  Sessizlik sesin yokluğu değildir; kelimelerin henüz kendine bir biçim bulamadığı bir eşiktir. İnsan ise çoğu zaman bu eşikten kaçar. Sözcükleri vardır ama sözü yoktur; cümleleri akar fakat bir yerden gelmez. Yalnız kalma korkusuyla başkalarının düşünceleriyle titreşir, başkalarının boşluklarına seslenir ve karşıdan dönen yankıyı kendi sesi sanır. Oysa yankı ne kadar güçlü olursa olsun sahibinin sesi değildir. Kendi sesini arayan insan, önce o eşikte biraz durur. Kendi sesini bulmak, başkalarının sesinden ayrılmayı göze almaktır. Göze alınamadığında insan konuşmaya devam eder; ama konuşmak ile bir şey söylemek aynı şey değildir. Kendi sözünü kuramayan, zamanla kendi sesine de yabancılaşır; yaşayan bir beden olmaktan çıkıp başkalarının eliyle taşınan bir eşyaya döner. Sesin daha yalın hâli doğada vardır: içgüdünün sesi. Açlıkta yükselen, tehditte keskinleşen bir ses. Ne öğrenir ne unutur; yalnızca sürdürür. Bu sesin içinde kalan insan ilerliy...

Öykü: Salim'in Hikayesi

  SALİM'İN HİKAYESİ Sebahattin Polat  Hayatın insanı yenmesi çoğu zaman sanıldığı kadar zor değildir. Bazen hayatın insanı ezmesine bile gerek kalmaz,    insan kendi yenilgisini kendi içinde büyütür. Her insanın sırtında görünmeyen bir yük vardır; kimi geçmişinden taşır onu, kimi yoksulluğundan, kimi yalnızlığından... Çoğu insan bu yükün altında yavaş yavaş çöker. Bir süre sonra da bunu kader diye adlandırır. Çünkü kader demek, çoğu zaman mücadeleden vazgeçmenin en saygın adıdır. Oysa asıl mesele kader değildir. Asıl mesele; zorlu yaşam mücadelesinde insanın ne kadar süre ayakta kalabildiğidir ! Çoğu insan savaşmayı sevmez. Yenilgi ihtimali onları ürkütür. Bu yüzden savaşın kapısından içeri girmemeyi tercih ederler. Böylece kendilerini kaybetmekten koruduklarını düşünürler. Ama hayat tuhaf bir terazidir, savaşa girmeyenleri de yenilmiş sayar. Ben başka türlü insanları severim: Rüzgâr sert estiğinde yere kapananları değil, ayakta kalmaya çalışanları. Yol karardığında ...