Çatlak Termometre Sebahattin Polat Günler paslı bir anahtarın kilitte dönmediği nemli boğuk bir öğlen sonrası gibi. Güneş var ama ısıtmıyor, daha çok vitrin camına çarpan solgun bir afiş ışığı gibi. Böyle zamanlarda içimde adresini bilmediğim bir istasyona doğru kalkan trenin düdüğü çalıyor. Gideceğim yer yok ama gitmezsem çatlayacağım bir telaş var. Anlatmak, balığı suyun içinde tarif etmeye benziyor. İçimde birini özlüyorum; ne saçı var, ne sesi. Haritası çizilmemiş bir ada gibi. Bu adsız özlem öyle derin ki, ona bir yüz uydurmaya kalksam, rüyadan uyanır gibi her şey dağılacak sanıyorum. Gözlerimi yumuyorum, kendimi dipsiz bir kuyuya bırakılmış boş bir kova gibi hissediyorum. Duvarlar ıslak, tutunacak çıkıntı yok. Sadece düşüyorum, düşmenin serinliğiyle... Lambaların fazla beyaz yandığı, gölgelerin ise duvar diplerine sindiği saatlerde hiçbir koltuk bedenimi kabul etmiyor. Bir kıpırtı, bir yer değiştirme arzusu. Ama pusulam kırık. Gideceğim yer bir an zihnimd...