Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaşamın Geometrisi Üzerine

  Yaşamın Geometrisi Üzerine Yaşam esasen dikey bir düzen değildir. Dikeylik, istisnadır; yataylık ise kural. Yaşam, yükselmekten çok yayılır; buyurmaktan çok temas eder. Enerji, çizgi hâlinde ilerlemez dağılır, sızar, dönüşür. Plazma hâlindedir, kütleye bürünür, kitle olur; ama hiçbir formda sonsuza dek sabit kalmaz. Dikey düzenler bu akışa tahammül edemez. Çünkü yataylık denetlenemezdir. Yan yana gelenler konuşur, temas edenler dönüşür, çoğalanlar itaat etmez. Bu yüzden iktidar her zaman dikey formları yüceltir; başı dik bedenler, tek sesli vurgular, kusursuz tonlamalar,marşlar...Yürüyüş vardır ama yol yoktur; ritim vardır ama yön yoktur. Dikeylik, yaşamı yukarıdan aşağıya okunabilir kılma arzusudur. Her şeyi sıralamak, katmanlara ayırmak, hiyerarşiye oturtmak ister. Oysa yaşam ne sıralanır ne de tek bir merkezden anlam kazanır. Yaşam, yan yana gelişlerin, sürtünmelerin ve geçişlerin toplamıdır. Bu yüzden dikey duruşlar her zaman bir  karşı-yaşam  üretir. Enerjiyi formd...

Yeni Düzen ve Toplumsal Mağduriyet

  Yeni Düzen ve Toplumsal Mağduriyet Küresel sistem, tarihsel ilerleyişi içinde yeni boyutlar kazanmış ve bu dönüşüm toplumsal yaşam üzerinde çeşitli olumsuz etkiler yaratmıştır. Bunlar arasında sosyal ve kültürel deformasyon, yabancılaşma ve teknolojiye aşırı bağımlılık öne çıkmaktadır. Özellikle pandemi sonrası yaygınlaşan evden çalışma sistemi, toplumsal yapının değişimi hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Günlük yaşamımıza ve çalışma koşullarımıza giren akıllı teknolojiler, geçmişten gelen alışkanlıklarımızla çatışarak bireylerde zihinsel karmaşa yaratmaktadır. Bürokratik işlemlerin yalnızca bilgisayar veya telefon aracılığıyla çözülmeye çalışılması da çoğu zaman sorunları çözmemekte ve insanlar üzerinde ciddi psikolojik baskı oluşturmaktadır. Mevcut çözüm önerileri ise, çoğunlukla toplumsal gerçekliği değiştirememektedir. Bunun nedeni, sorunlara içten ve zamana uygun bakış açısıyla yaklaşılmamasıdır. Gerçek çözümler, sosyal dayanışmayı, samimiyeti ve birlikte yaşamayı temel ...

Yangın...

  YANGIN Sivas Madımak faciasından beri toplumda negatif bir hafıza oluṣtu.Toplumun yapısal, temel hiç bir sorununun geliṣmiṣ ülkeler seviyesine yükseltilememesi de geminin sürekli su almasına sebep oldu.    "Batarsa hep birlikte boğuluruz" un içinde olmayacaklarını düṣünenler, iki timsah gözyaṣından sonra birṣey yaṣanmamıṣ piṣkinliğiyle yola devam etti. Zira; "yapanın yanına kar kalır"anlayıṣı, üstten en alta kadar toplu kabul görme normalliğindedir.        Kartalkaya faciası bize bir kez daha gösterdi ki; Madımaktan bugüne değiṣmeyen șey sadece siyasi ve kültürel zihniyet değil, günümüz normlarına uygun olmayan yangın merdivenleri, ilkel acil durum tahliye koşulları, ekipman yetersizliği ...vb.     Toplumun en temel can ve mal güvenliği meselelerinin henüz asgari düzeyde bile çözülememiş yada çözülmemiş olması, geliṣmiṣ dünya toplumlarına kıyasla ne kadar geride olduğumuzun acı resmidir. S.Polat

Sevgi Boşluğu

  SEVGİ BOṢLUĞU  Mutsuzluk; küçük yaştan itibaren sevilmemek ve zamanla oluşan bir takım travmatik hasarlar nedeniyle insanları ve diğer canlıları sevememek halidir. Kişi bu patolojik ruh halinin oluşturduğu o büyük manevi açlığı , ilerleyen yıllarda maddi güç, mevki, makam ile doldurmaya , bu değerler üzerinden kendini "zorla" sevdirmeye çalışır.  Toplumda, sevgi görmemiş bu bireylerin sayısı arttıkça, ağır ağır, alttan alta ahlaki/manevi bir çöküṣ ve maddi değerlere olan arzunun da artığı gözlemlenir. Bir müddet sonra bu vehamet, toplumsal bir cinnet haline dönüṣür ve akabinde gücü en fazla olan, toplumun lideri ve idarecisi olur...  Sonuç olarak; sevgi ikliminden, ahlak ve moral değerlerinden uzaklaṣmıṣ bu toplumlarda içten içe çürüme devam eder ve distopik alemde "arınma geceleri" başlar! Seb 2024

Kendime Söylence

       KENDİME SÖYLENCE Bu yaşanılmış onca maceranın, aşkın, sevginin, heyecanın; atlatılmış nice badirenin, yoldaşlığın ve tabii ki elli beş yılla sabittir gerçeğinden süzülmüş muazzam tecrübelerin toplamıdır. Ve acemi, toy zamanlarında sütten yanmış ağzın, günahsız yoğurttan hınçla acısını çıkarma yaşıdır aynı zamanda. Geçmişin terkisinde birikmiş anlamlar, muazzam bir hazinedir artık sonbaharındaki delikanlının. Eskittiği, eksilttiği ömrünün son demine girerken; gerçek–yalan hikâyesidir de hasıl olan bu zaman içinde.        S.POLAT 

Aforizmalarımdan

  Yaşantımızı nefsimizin emel ve emirlerine biat ederek sürdürürken, hakikat arayışına girmek ne yaman bir paradokstur!.. s.polat

Aforizmalarımdan

  Ayağa kalkıp yürümek iyidir! Yürüdüğün yolun nereye çıkaçağını ve vardığında ne yapacağını biliyorsan!.. s.polat

Aforizmalarımdan

  Beni boğan, kendi gölümün suyu; Çölümün fırtınalarıymıṣ meğer. S.Polat

Şiir-Aforizma

  Nereden ve nasıl eserse essin rüzgar, Siz kendi    estirdiğiniz fırtınanın ritminde rax edin. S.Polat- 

Alevilikte Etnisite ve İbadet Dili

  Alevilikte Etnisite ve İbadet Dili Tartışmaları Üzerine Sosyolojik ve Tarihsel Bir Değerlendirme Özet: Bu yazıda, Alevilik bağlamında etnisite ve ibadet dili üzerine yürütülen güncel tartışmaları, sosyal bilimler ve tarihsel antropoloji perspektifinden ele almaya çalıştım. Özellikle Aleviliğin tek bir etnik kimliğe indirgenmesi ya da ibadet dilinin yalnızca Türkçe olduğu yönündeki iddiaları eleştirel biçimde ortaya koydum. Çalışmamı, Aleviliğin tarihsel olarak çok-etnili ve çokdilli bir inanç sistemi olduğunu; Türk, Kürt, Arap ve Zaza toplulukları tarafından farklı coğrafyalarda ve farklı dillerde yaşatıldığını anlattım . Bu bağlamda, etnik kimlik ile inanç kimliğinin birbirinden ayrı fakat tarihsel süreçte iç içe geçmiş yapılar olduğunu ortaya koymaya çalıştım . 1. Giriş Alevilik, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yüzyıllar boyunca süren varolma mücadelesinin tarihsel evriminde şekillenmiş, köklü,kapsayıcı    bir inanç ve kültürel yaşam biçimidir. Günümüzde Aleviliğ...

Aforizmalarımdan...

  Geride bırakmak istediğimiz şeyler, aslında bizi en çok tüketen, en çok yaralayan, içimizde bir şeylerin öldüğü veya ölmeye yaklaştığı yerlerdir.     S.POLAT 

Bize Kalan...

        Bize Kalan... Zaman tarihle imha ve talan edildi; Geriye bir tek masallar Ve biraz da biz kaldık. Mekana hikayenin yaşanmışlığı Zamana ruhu, İnsana  Yaşam ve manasını anlatmak kaldı! s.polat

Hikayem- I

  HİKAYEM -l          Yorgun bir adamım...      Çatlayan sabır eşiğimden bir bir sızıyor ömrümün hikâyeleri;      Her biri farklı bir mecranın yankısı,       Her biri başka bir acının solgun izdüşümü...      Kimi ruhumun en kuytu yerine sinmiş eski bir yara,      Kimi ise hala tazeliğini korumakta ,      Düşlerimdeki sızı ve ellerime yapışıp kalan sıcaklığın izi gibi...      Sonra, sonsuz döngülerin derin boşluğuna bırakılmış bir çocuğun,       Tarifsiz ve telafisiz yetimliğinin o soğuk yüzü.      Kimsesiz ve sessiz,       Zamana tutunmaya çalışan ürkek bir yalnızlık gibi.      Bilmiyorum…      Belki de vakti değildi bu heybeyi açmanın.      Ama her biri diğerine kederden yazgılı bu hikâyeler,      Ağır, roman kokan geçmişimin ,  ...

Hikayem ll

  Hikayem ll Zaman, yorgun bir yolcunun sırtında sürüklenip giden bir bavul gibi; içinde hatıralar değil, yankılar taşıyor artık. Sesini unuttuğum insanların gölgeleri geçiyor içimden,    bazıları dua bazıları sitem gibi. Kendime ait sandığım duygular yabancı izler taşıyor sanki. Belki de hiçbir şey gerçekten benim olmadı; ne sevincim, ne kederim, ne de bu hikâyenin kendisi. Bir ara dönüp baktım; ardımda yarım kalmış cümlelerin mezarlığı uzanıyordu. Her biri bir “keşke”ye sarılı, her biri biraz ben kokan. Yine de yürüdüm… çünkü durmak, geçmişin beni tamamen yutmasına izin vermekti. Ve yürürken fark ettim ki geçmiş, ardımda değil; meğer içimde sessizce yol alıyormuş. Rüzgâr bazen bir çocuk sesi gibi dokunuyor pencereme; o sesi tanıyorum. O, içimde büyüyememiş yarım kalan beni. "Hala buradayım,” diyor, “unutulmakla iyileşmek aynı şey değil.” Ve susuyorum… Çünkü bazı sessizlikler, bütün hikâyeleri anlatır zaten.        S.POLAT