Hayat, Anlam ve Siz Size anlam katan hiçbir şeyi yitirmeyin; çünkü özlemini duyacağınız anılarla yaşamak çok zor. Hayat kimi zaman sessizce eksiltir bizi, gürültüsüz, fark ettirmeden… Bir sabah aynaya bakarsınız; tanıdık bir şey eksilmiştir yüzünüzden. Bir bakışın sıcaklığı, bir cümlenin içtenliği, bir sabahın anlamı… Her şey yerli yerindedir ama siz artık aynı siz değilsinizdir. İşte o anda anlarsınız: insanı tüketen kayıplar değil, yavaş yavaş silinen anlamlardır. Çünkü insanı yaşama bağlayan şey, yaşadıkları değil, onlara yüklediği anlamdır. Bir fincan kahvenin dumanında, bir kitabın arasında unutulmuş bir cümlede, bir dostun sesinde yankılanan güven duygusunda gizlidir o. Bazen bir bakış, bazen bir sessizlik, bazen de yavaşça kapanan bir kapı… Hepsi, içimizde hâlâ nefes alan anlamların yankısıdır. Zaman ise sabırsızdır; hatırlamak yerine unutturmayı sever. Biz de çoğu zaman yenid...
Yaşamın Geometrisi Üzerine Yaşam esasen dikey bir düzen değildir. Dikeylik, istisnadır; yataylık ise kural. Yaşam, yükselmekten çok yayılır; buyurmaktan çok temas eder. Enerji, çizgi hâlinde ilerlemez dağılır, sızar, dönüşür. Plazma hâlindedir, kütleye bürünür, kitle olur; ama hiçbir formda sonsuza dek sabit kalmaz. Dikey düzenler bu akışa tahammül edemez. Çünkü yataylık denetlenemezdir. Yan yana gelenler konuşur, temas edenler dönüşür, çoğalanlar itaat etmez. Bu yüzden iktidar her zaman dikey formları yüceltir; başı dik bedenler, tek sesli vurgular, kusursuz tonlamalar,marşlar...Yürüyüş vardır ama yol yoktur; ritim vardır ama yön yoktur. Dikeylik, yaşamı yukarıdan aşağıya okunabilir kılma arzusudur. Her şeyi sıralamak, katmanlara ayırmak, hiyerarşiye oturtmak ister. Oysa yaşam ne sıralanır ne de tek bir merkezden anlam kazanır. Yaşam, yan yana gelişlerin, sürtünmelerin ve geçişlerin toplamıdır. Bu yüzden dikey duruşlar her zaman bir karşı-yaşam üretir. Enerjiyi formd...
Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı ! Şiddet, insanlık tarihi boyunca bireysel ve toplumsal olarak birlikte getirdiğimiz en ilkel yanımızdır. Ne yalnızca bireyin kusuru, ne toplumun ayıbı , ne de kültürün paslanmış zincirlerinin halkasıdır, hepsinin bir arada buluştuğu havuzdur. İnsan, ruhunun yarıklarından sızan bu şiddet zehirini, toplumun kör noktalarına ve kültürün karanlık kıvrımlarına kadar ulaştırır. Çünkü insan kendi iç âlemi ile, yaşadığı dünyanın dokusunu birbirinden ayırmakta çoğu zaman zorlanan bir varlıktır. Bireysel düzeyde, kadına yönelen şiddet çoğu kez insanın kendi içindeki yenilginin dışa vurumudur. Kendi eksikliğiyle yüzleşemeyen, kendi yetmezliğinin, zayıflığının ağırlığını taşıyamayan erkek, kendisinden daha kırılgan gördüğü "kadın" a kusar kinini! Şiddet, burada bir güç gösterisi değil, güçsüzlüğün en utanç verici çığlığıdır aslında. Erkek kendi için...
Yorumlar
Yorum Gönder