Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı!
Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı !
Şiddet, insanlık tarihi boyunca bireysel ve toplumsal olarak birlikte getirdiğimiz en ilkel yanımızdır. Ne yalnızca bireyin kusuru, ne toplumun ayıbı , ne de kültürün paslanmış zincirlerinin halkasıdır, hepsinin bir arada buluştuğu havuzdur.
İnsan, ruhunun yarıklarından sızan bu şiddet zehirini, toplumun kör noktalarına ve kültürün karanlık kıvrımlarına kadar ulaştırır. Çünkü insan kendi iç âlemi ile, yaşadığı dünyanın dokusunu birbirinden ayırmakta çoğu zaman zorlanan bir varlıktır.
Bireysel düzeyde, kadına yönelen şiddet çoğu kez insanın kendi içindeki yenilginin dışa vurumudur. Kendi eksikliğiyle yüzleşemeyen, kendi yetmezliğinin, zayıflığının ağırlığını taşıyamayan erkek, kendisinden daha kırılgan gördüğü "kadın" a kusar kinini!
Şiddet, burada bir güç gösterisi değil, güçsüzlüğün en utanç verici çığlığıdır aslında. Erkek kendi içindeki boşlukla baş edemezse o boşluğu doldurmak için başka birini yaralar. Böylece erkeğin acizliğinin gölgesi, kadının üzerine düşer.
Toplumsal düzeyde ise, şiddet çoğu zaman alışkanlıkların sessiz onayıyla büyür. Sokakların dili, evlerin duvarları,geleneklerin
görünmez parmak izleri..... Hepsi birer tanıktır. Artık “bu aile içi meseledir! ” diye başlayan kayıtsızlık, bir toplumsal körlüğe dönüşmüştür. Toplum, kadına yönelen şiddeti bazen açıkça desteklemese de onu görünmez kılarak, sessizliğin en acımasız suç ortaklığını kurar. Böylece bireyin karanlığı, toplumun koruması altında adeta çoğalır.
Kültürel düzeyde şiddetin kökleri mitlerin, masalların, atasözlerinin toprağında saklıdır. Bin yıllardır anlatılan hikâyelerde kadın, çoğu zaman ya kurtarılmayı bekleyen bir gölge ya da sabretmesi öğütlenen bir sessizliktir. Kültür kadını kırılganlaştırıp erkeği güçle donattığında, "şiddet" bir davranış olmaktan çıkar, bir yazgı sanrısına dönüşür. Dilin içine sinmiş eski kalıplar, zihinleri görünmez bağlarla sarar ve böylece kültür, kadına yönelen şiddetin en sessiz ve en derin mimarlarından biri olur.
Psikolojik açıdan şiddet, insan ruhunun çözülmemiş düğümlerinin dışa vurumudur. İçinde sakladığı korkularla yüzleşemeyen, kendi zayıflığını kabullenemeyen, duygularının ağırlığını taşıyamayan kişi, kendi iç fırtınasını dışarıda dindirmeye çalışır. Oysa şiddet ruhu iyileştirmez, ruhun çürümüş yerlerini daha görünür kılar. Kadın içinse maruz kaldığı şiddet; en derin yalnızlık , sesi duyulmayan bir çığlık ve görünmeyen bir yaradır...
Ve tüm bu nedenler birleştiğinde, ortaya tek bir gerçek çıkar;
Kadına uzanan her el, aslında insanın kendi vicdanından eksilen bir parçayı işaret eder.
Şiddetin gölgesini kaldıracak olansa, kadının değil insanlığın ayağa kalkışıdır. Çünkü bir kadın korununca değil, özgür olunca dünya iyileşir !
"Bir toplumun olgunluğu, tapınaklarının yüksekliğiyle değil, kadınlarının yüzündeki huzurla ölçülür!"
S. POLAT
Yorumlar
Yorum Gönder