Dijital İmparatorluğun Gölgesinde, Bireyin Seküler Cesareti

 Dijital İmparatorluğun Gölgesinde: Bireyin Seküler Cesareti


Sebahattin Polat


Yapay zekâ çağında birey olmak, büyük bir imparatorluğun sınır karakolunda tek başına nöbet tutmak gibidir. Bu imparatorluk görünmezdir: Ne bir başkenti vardır ne de bir hükümdarı. Gücü, veri nehirlerinin çağlayışından, parmaklarımızın ucunda işleyen sayısız algoritmanın sessiz buyruğundan doğar. Bu düzenin bir ideolojisi yoktur; ideolojilerin yerine geçen yalnızca bir hız vardır.

Laik–seküler birey, işte bu hızın karşısında duran çıplak figürdür. Onun silahı sadece eleştirel akıl değil; aynı zamanda hatırlama cesaretidir. Çünkü kendi olmak, iktidarların asla sevmediği en eski politik eylemdir.

   Oysa kitleler, tarihin her döneminde iktidarın kolay haznesi olmuştur. Krallar değişir, tapınaklar yıkılır, rejimler çöker; fakat müritliğin arzusu kalır. İnsan, sorumluluğun ağırlığını bir lidere, bir sembole, bir dogmaya devrettiğinde huzur bulur. Bugün bu rolü ekranlardan yükselen dijital peygamberler, sesi makineden çıkan yeni kahinler, “sizin yerinize düşünen” sistemler üstleniyor.

Müritlik artık bir tapınma biçimi değil; bir uyuşturma hali, zihinlerin yavaşça anesteziye alınmasıdır.

   Fetişizm de biçim değiştirmiştir. Bir zamanlar putların dizlerine kapanan insan, bugün markaların, cihazların, veri akışlarının kutsal ayinine katılıyor. Sanki kentin merkezine dev bir dijital sunak kurulmuş da herkes kimliğini onun üzerine bırakıp özgürlüğünden arınıyor. Çünkü özgürlük yorucudur; teslimiyet ise anında huzur verir.

   Tam da burada başlar politik trajedi: Kendi aklından vazgeçen kitle, hangi gücün eline düşeceğini seçemez. Tarihte hiçbir despot, bağımsız bireylerin omuzlarında yükselmemiştir. Her tiran, kendi varlığını sürü içgüdüsünden alır.

   Bugün farkında olmadan yeni bir saray inşa ediyoruz:

Duvarları koddan, kapıları veri akışlarından yapılmış bir saray.

Ve bu sarayın avlusunda insan aklı, yavaş yavaş törenlerle uğurlanıyor.Oysa birey, bu gölgeli avluda bile kendi sancağını taşıyabilir. Laiklik onun kalkanıdır: Aklını hiçbir dünyevi ya da uhrevi gücün mülkü yapmayan sert bir politik duruş.

Sekülerlik onun pusulasıdır: Düşüncenin yönünü gökten değil, yeryüzünden, hayatın içinden alan bir cesaret.

   Çünkü bu çağda her soru bir isyan, her şüphe bir özgürlük hamlesidir. Belki de geleceğin büyük devrimi sokaklarda değil, insanın kendi zihninde başlayacak; yalnızca kendi düşünebilenlerin gerçekleştirebileceği sessiz ama etkili bir devrimle.

   Artık mesele yalnızca yeni bir iktidar biçimi değildir; mesele, insanın kendi aklını kime teslim edeceğine dair kadim sınavdır. Müritlik, tapınakların taşlarından ekranların ışığına taşındı. İnsanlar dogmaları değil, algoritmaların görünmez buyruklarını kutsuyor; düşünmeyi değil, kendilerine önerilen düşünceyi tercih ediyor.

İşte bu nedenle çağın en radikal duruşu, bir karşı-yön yaratmaktır:

Kendi aklıyla konuşan, kendi şüphesine sahip çıkan, kendi hızını seçen insanın yönü.

   Bu yüzyılın gerçek öncüsü, makinelere düşman olan değil; onların kudretini görüp yine de kendi zihninin egemenliğini koruyabilendir. Belki bir gün herkes akıllı makinelerin sunduğu huzura sığınırken, o öncü insan sessizce şunu söyleyecek:


"Ben düşünmeyi devretmiyorum!"


Dijital çağın gürültüsü içinde sakince geleceğe kapı aralayan bu sihirli sözlerdir belkide ilerlememizi sağlayacak olan.


  S.POLAT 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat, Anlam ve Siz

Yaşamın Geometrisi Üzerine

Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı!