GİTMEK...
Gitmek...
Bir sabah uyanırsın, hiçbir şeyin seni beklemediğini fark ettiğinde kaçmayı düşünürsün.
Kaçtığın şeyin kendin olduğunu anlaman uzun sürer,bir meçhule basar gidersin...
Zaten firara hevesliyse akıl,
durmak kendini fazla ciddiye almaktır artık.
Yola çıkmak bir çözüm değildir elbet , lakin göz karartılmış, harita yakılmıştır bir kere.
Bu yüzden yürümek, yapılacak en asil harekettir artık.
Varılacak bir “yer” olmasa da,
kaçışın kaçınılmaz mutlak bir durağı olur hep.
Kişi, rastlantılardan oluşan bir boşlukta kendi gölgesini taşır durur, kaçmak o gölgeyi yalnızca başka bir duvara düşürme girişimidir aslında . Bir şehirden kaçarsın, bir yüzü unutursun,
bir anıyı mezara gömersin yine de kendinden bir adım öteye gidemezsin. Geçmiş insanın yüzüne kapanmış bir kapıdır,
kaçış ise o kapıya yeniden dokunma cesareti.
Gitmek, kalmaya göre daha dürüst bir reddediştir, kalmak çoğu zaman alışkanlığın sessizliğidir.
Gitmek, bilincin kısa ama keskin bir parıltısıdır. Kaçmak isteği gerçeği taşımaktan daha ağır değildir ama gerçeğin sıradanlığı dayanılmazdır.
Sonunda öğrenilen tek şey şu olur: Belki de firar, hiçbir zaman gidilmeyecek yerlere duyulan bir özlem ve kendimize yetişemeyeceğimizi bile bile yola çıkmaktır...
Fakat kaçmayı düşünmek bile
varoluşun ağırlığını bir anlığına hafifletir ya, bu bile bazen
bir ömrün yüküne bedeldir.
S.POLAT
Yorumlar
Yorum Gönder