Yanlızlık ve Umut: Yaşam Espirisini yitirmiş İnsan...
Yanlızlık ve Umut:
Yaşam Esprisini yitirmiş insan...
İnsan çok kez hayatın ritmine o kadar kaptırır ki kendini , içindeki neşenin ve suratındaki gülüşün eksikliğini, günün birinde dünyanın kendisine eskisi gibi tebessüm etmediğini fark ettiğinde anlar. Oysa değişen dünya değil, ona tutunduğun ince narin dalların kırılmasıdır ...
Yıldızların ışığı gökyüzündeki sessizliği yarıp geçerken, yalnızlık insanın içindeki karanlık köşeleri aydınlatan yegâne ışık olur. Bu derin sessizlik, bazen insanın ruhunu sarsar, kendi varlığının derinliklerine inmesini sağlar. Çünkü yalnızlık bir yolculuktur, insanın kendi içine doğru yaptığı bir yolculuk. Bu yolculuk insanın kendi özüne ulaşmasına yardımcı olur. Bu sessizliğin ardında, dışarıdan duyulmayan ama içte yankılanan büyük bir çığlık gizlidir.
Ve insan, bazen yaşamın esprisini yitirdiğini sandığı o anlarda, aslında yalnızlık yolculuğunun tam ortasındadır, bu durum sanıldığı kadar karanlık bir kader değildir. Çünkü hayat, görünmez bir ısrarla insana hep aynı gerçeği hatırlatır; "her duygunun bir dönüş mevsimi vardır"! Bir nehir nasıl kaynağını bulmak için toprağın içine doğru sabırla ilerlerse, insanın içindeki neşe de zamanını bekleyerek derinlere çekilir kaybolmaz, sadece kendine daha makul bir yol arar.
Kaybedilen neşe insanın elinden düşen bir eşya değil , kendi zamanını bekleyen sessiz bir dönüş yolcusudur. Kimi zaman rüzgârın bir anlık serinliğinde, bazen kalabalığın ortasında duyduğun kısa bir melodi kırıntısında, yada yolda yürürken gözlerinin önünden geçen basit bir sahnede içindeki kıpırtının yeniden canlandığını hissedersin. Neşenin dönüşü çoğu zaman büyük bir çığlıkla olmaz, aksine bir su damlasının taşı delmesi gibi ağır ağır gelir, ama gelişiyle insanı hatırlamadığı bir şefkatle sarar.
Çünkü hayat, kendi mizahını daima saklar. Zaman zaman gözümüze görünmez olsa bile, varlığını sürdürür. Yaşamın esprisi kaybolduğunda bile, dünya küçük mucizelerini sunmaktan vazgeçmez; uğultulu bir akşamda aniden açan gökyüzü, bir yabancının nedensiz gülümsemesi, bir dost sesinin kırılgan sıcaklığı, içimizdeki karanlığa ince bir çizik atar. Ve o çizikten içeri sızan ışık, yeniden gülmeyi öğrenmemiz için yeterli olur.
Belkide mutluluk kapıyı çalan bir misafir değildir, biz ona hazır olduğumuzda kendi anahtarıyla içeri girebilen eski bir dosttur.
Ve insan ne kadar yorgun düşerse düşsün, içinde taşıdığı direnci asla tamamen kaybetmez. Her karanlık evrende en az bir kıvılcım saklıdır, o kıvılcım bir bakış, bir söz, bir hatırlayış anında, kendini ateşe dönüştürebilir.
Yaşam esprisi yitmiş gibi görünen o dönem, belki de insanın kendini yeniden bulacağı büyük bir dönüşümün sessiz hazırlığıdır. Çünkü bazen insan, varoluşun karmaşası içinde ne kadar savrulsa da, her zaman yeniden yaşama tutunabilecek kadar güçlü bir varlıktır.
Ve insan, ne kadar uzun, ne kadar yorucu olursa olsun bu içsel yolculuğun sonunda şunu fark eder: Yalnızlık bir eksiklik değil, ruhun kendini yeniden kurduğu gizli bir atölyedir. Karanlık, ışığın hangi köşeden sızacağını öğretir insana; sessizlik ise kelimelerin değil, duyguların nasıl konuştuğunu gösterir.
Zamanla anlarız ki yaşamın esprisi kaybolmaz, sadece derinlere çekilir; insanın yeniden güçlenmesini, yeniden bakmasını, yeniden hissedebilmesini bekler. Ve o an geldiğinde, içimizde filizlenen en küçük kıpırtı bile koca bir baharın habercisi olur. Çünkü insan, kırılan dallarından yeni yollar, sönmüş kıvılcımlarından yeni ateşler yaratabilecek kadar inatçı bir varlıktır.
S.POLAT
Yorumlar
Yorum Gönder