Sevgililer Günü Üzerine: Aşkın Kamusal Sahnesi
Sevgililer Günü Üzerine: Aşkın Kamusal Sahnesi
Her yıl 14 Şubat geldiğinde, takvim yalnızca bir günü değil, bir duygunun sahneye çağrılışını da işaret eder. Sevgililer Günü modern zamanların en görünür ritüellerinden biridir; aşkın ilan edildiği, sergilendiği, ölçüldüğü ve kimi zaman satın alındığı bir gün. Kökeni erken Hristiyanlık döneminde yaşamış olduğu kabul edilen Aziz Valentinus figürüne dayandırılsa da, bu gün kutsal bir hatıradan çok, modern dünyanın sembolik ekonomisine aittir.
Aşk, kadim felsefenin en büyük sorularından biridir. Platon için aşk; eksikliğin bilgeliğe doğru hareketidir, insanı hakikate yönelten bir arzu. Oysa modern toplumda aşk, çoğu zaman eksiklikten ziyade bir gösteriye dönüşür. Sevmenin kendisi kadar, sevdiğini “göstermek” önem kazanır. Çiçekler, çikolatalar, takılar hepsi duygunun maddi tercümanlarıdır. Bu tercüme sürecinde aşk içsel bir deneyim olmaktan çıkar, kamusal bir performans hâline gelir.
Belki de burada, aşkın kendisinden çok onun nasıl görünmesi gerektiği öğretilir bize. Romantik jestlerin dili standartlaşır; sürprizlerin biçimi neredeyse önceden belirlenmiştir. Aşk spontane bir karşılaşma olmaktan uzaklaşarak, ritüelleştirilmiş bir tekrarın parçası olur.
Böylece özel alan ile kamusal alan arasındaki sınır incelir: Mahrem olan, sosyal medyada paylaşılabilir, duygusal olan, ekonomik değere dönüştürülebilir. Aşkın dili piyasa tarafından yeniden kodlanır.
Bu noktada eleştirel bir soru belirir:
Sevgililer Günü, aşkı kutlamak mı ister, yoksa aşkı biçimlendirmek mi?
Modern kapitalist düzen, duyguları dahi dolaşıma sokar, onları metalaştırır, paketler ve sunar. Sevginin ölçüsü bazen hediyenin büyüklüğüne, organizasyonun ihtişamına indirgenir. Böylece aşk, niceliksel göstergelerle sınanır. Duygunun derinliği yerine, jestin görünürlüğü ön plana çıkar.
Ancak tüm bunlara rağmen, Sevgililer Günü'nü yalnızca bir dayatma olarak görmek de eksik kalır. İnsan her tarihsel ve kültürel çerçeve içinde kendi anlamını üretir. Ritüeller, dayatılmış olduğu kadar sahiplenilmiş de olabilir. Birey, kendisine sunulan sembolleri dönüştürebilir, piyasadan aldığı dili kişisel bir hikâyeye çevirebilir. Aşk, her şeye rağmen indirgenemez bir deneyimdir. Onu tamamen metaya dönüştürmek mümkün değildir,çünkü aşk; özünde hesaplanamaz ve fazlalıklıdır.
Belki de Sevgililer Günü'nün en düşündürücü yanı tam da budur; Aşkın hem içsel, hem kamusal, hem özgür, hem çerçevelenmiş oluşu. Bu gün, modern insanın çelişkisini açığa çıkarır. Bir yandan özgün ve benzersiz olmak ister, öte yandan kollektif ritüellerin güvenli sınırları içinde kalır, aşkı hem yaşamak hem de kanıtlamak ister.
Sonuç olarak Sevgililer Günü, yalnızca romantik bir kutlama değil, modern insanın kendi duygularıyla kurduğu ilişkinin aynasıdır. Bu aynada yalnızca aşkı değil; onun nasıl üretildiğini, sergilendiğini ve tüketildiğini de görürüz. Ve belki de asıl soru şudur: Aşkı gerçekten yaşadığımız an mı daha gerçektir, yoksa onu görünür kıldığımız an mı?
S.POLAT
Yorumlar
Yorum Gönder