Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Selamlaşmanın Zorluğu...

  Selamlaşmanın Zorluğu... Günlük hayat aslında büyük olaylardan çok küçük karşılaşmaların toplamıdır, asansörde, otobüs durağında, bir kurum koridorunda, bir akraba toplantısında ya da hiç beklenmedik bir anda göz göze gelinen bir tanıdıkla… Modern kent insanı için bu anlar çoğu zaman görünmez bir sınav gibidir. Çünkü ilk birkaç saniye yalnızca bir selamlaşma değil, görgünün, duygusal zekânın, sosyal mesafenin ve hatta karakterin sessiz bir gösterimidir. Ne var ki bu kısa temaslar, karşı tarafın donuk, kaba ya da ilgisiz tavırları nedeniyle bir anda “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” ikilemine dönüşebilir. Kent kültürü, bireye hem mesafeli hem de nazik olmayı öğretir. Tanıdıkla karşılaşınca selam vermek gerekir ama fazla samimiyet de rahatsız edici olabilir. Tam bu denge kurulmaya çalışılırken karşı tarafın soğukluğu, yüz çevirmesi ya da kaba bir karşılık vermesi, medeni davranmaya çalışan kişiyi adeta ortada bırakır. Selam versen küçülmüş gibi hissedersin, vermesen kab...

Sevgililer Günü Üzerine: Aşkın Kamusal Sahnesi

  Sevgililer Günü Üzerine: Aşkın Kamusal Sahnesi Her yıl 14 Şubat geldiğinde, takvim yalnızca bir günü değil, bir duygunun sahneye çağrılışını da işaret eder. Sevgililer Günü modern zamanların en görünür ritüellerinden biridir; aşkın ilan edildiği, sergilendiği, ölçüldüğü ve kimi zaman satın alındığı bir gün. Kökeni erken Hristiyanlık döneminde yaşamış olduğu kabul edilen  Aziz Valentinus  figürüne dayandırılsa da, bu gün kutsal bir hatıradan çok, modern dünyanın sembolik ekonomisine aittir. Aşk, kadim felsefenin en büyük sorularından biridir.    Platon  için aşk; eksikliğin bilgeliğe doğru hareketidir, insanı hakikate yönelten bir arzu. Oysa modern toplumda aşk, çoğu zaman eksiklikten ziyade bir gösteriye dönüşür. Sevmenin kendisi kadar, sevdiğini “göstermek” önem kazanır. Çiçekler, çikolatalar, takılar hepsi duygunun maddi tercümanlarıdır. Bu tercüme sürecinde aşk içsel bir deneyim olmaktan çıkar, kamusal bir performans hâline gelir. Belki de burada, aşkı...
 Zamanın Enkazında İnsan Kasvetli, kaotik ve distopik bir mecrada yol almaya çalışan insanlığın ufkunda ne belireceğini kim bilebilir? Belki de artık “bekleyen” bir gelecek yoktur; yalnızca geçmişin tortularıyla ağırlaşmış bir şimdi vardır. Zaman mı? İlerleyen bir çizgi olmaktan çıkmış, kendi etrafında dönen bir enkaza dönüşmüş gibi. Atomize olmuş toplumların derbeder insanı, dar ve sığ bir iç coğrafyada kendini unutmuşken, makro hayatın anaforlarında kopan kozmik fırtınaların ne tür altüst oluşlara yol açacağını düşünmesi nasıl mümkün olabilir? Parçalanmış bilinç bütünü kavrayamaz; bütünü yitirmiş bir zihin için evren yalnızca gürültüdür. Oysa insan, anlamını yitirdiği ölçüde evreni düşman, kaosu ise kader sanır. Distopya artık bir gelecek tasviri değil, ontolojik bir hâl almıştır. Yabancılaşma yalnızca mekânla sınırlı değildir; insan kendi varlığına da sürgündür. Artan bilgisi idrakını azaltmış, iletişimi çoğalırken teması yok olmuştur. İnsan, kendi yarattığı düzenin içinde sessi...

Şiir: Ben ve Doğa

  Ağacın yaprak yaprak dansını izlerken Suyun şarkısını dinliyorum   Ormanı yeşil yeşil soluyorken içime Zihin haritam maviliğinde göğün  Bir ışık hüzmesi gibi süzülüyorken Sessiz ve sakin loşluğuna ormanın iç yolculuğumun trans halinde Yürüyorum...                       S.POLAT 

Çağın Aynası ve Yansımalar

  Çağın Aynası ve Yansımalar         İnsan, çağını anlamaya çalışırken çoğu kez kendi anlamını kaybeder, gülüşüne    yabancı sesini unutmuş halde dünyanın gürültüsüne kulak kesilir.    Oysa çağ dediğimiz şey yalnızca dışarıda akıp giden çetrefilli bir vakit değildir,    bunun bir de iç dünyamızda şekillendirdiği duygu ve düşünce boyutu vardır.       Fakat biz içimizin sesinden çok, vitrinlerdeki büyülü görüntülerin esiriyiz. Ruhumuzun aynası tozlanmış, kendimizi değil bize biçilmiş maskeleri seyrediyoruz.        İlerlemekten söz ediyor fakat kendimizi unuttuğumuz bir istikamette yürümenin aslında gerilemenin en trajik hâli olduğunu göremiyoruz.Peki sesini duymayanların çağın melodisini duyması nasıl mümkün olabilir ki?      Çünkü insan kendi varoluşsal gerçekliğini bilmeden, yaşadığı çağı anlayamaz , kendine yabancı olan, zamanın da yabancısıdır !      Ne gariptir...

Aynalar Çağında Özün Sürgünü

  Aynalar Çağında Özün Sürgünü Bir yansıma ve yanılsamalar çağında yaşıyoruz. Her şeyin yüzeyi var, derinliği ise belirsiz. Camdan kuleler yükseliyor şehirlerin ortasında, içi görünür gibi ama dokunulmaz. Işık her yere çarpıyor fakat aydınlık hakikate değmiyor. İnsan, tarihin hiçbir döneminde bu kadar görünür olmamıştı ve bu kadar kayıp...Çünkü sadece yüzeydeki görünürlük varlık değildir. Biçim, çağımızın en gözde yanıdır; nasıl konuştuğumuz, nasıl giyindiğimiz, hangi kelimeleri seçtiğimiz, hangi fotoğrafı paylaştığımız… Hepsi birer vitrin düzenlemesi tabiki; toplum büyük bir sahneye dönmüş, roller dağıtılmış, ışıklar ayarlanmış, alkışın yönü belirlenmiştir. Başarılı ol, mutlu görün, güçlü dur, sürekli paylaş, senaryoyu bozma. Ama perde kapandığında, makyaj silindiğinde, içimizde yankılanan bir sessizlik kalır. O sessizlik, "özdür". Alkış istemez, yalnızca duyulmak ister. Biçim ile öz arasındaki gerilim, insanın en eski hikâyesidir elbet. Platon ideaların peşine düştüğünde, g...