Saydamlaşmak

 Saydamlaşmak

İnsan bazen yorulduğu için değil, fazla dolu olduğu için susar. İçinde biriken sesler, düşünceler, hatıralar, beklentiler… Hepsi üst üste yığıldığında var olmak epey ağırlaşır. Böyle zamanlarda kaçmak istemez insan, sadece biraz hafiflemek ister.

Denizin kıyısında oturup uzun süre hiçbir şey yapmadan ufka bakmak bu yüzden huzur verir. Çünkü ufuk senden hiçbir şey talep etmez. Seni tanımaz, senden bir hikâye istemez, seni bir rolün içine yerleştirmez...Orada yalnızca bakış vardır, bakanın da giderek flulaşıp silindiği.

Bazı anlarda insan kendini yaşıyormuş gibi değil, kendini izliyormuş gibi hisseder. Sanki hayat bir adım öne geçer, sen geride kalırsın. Beden konuşur, yürür, gülümser ama içerde sessiz bir tanık oturur, o tanık ne mutlu olur, ne üzülür, sadece vardır. Belki de en derin dinlenme, o tanığa çekildiğimiz anlardır.

Çocukken dalıp gittiğimiz o tuhaf boşluk hali de buna benzerdi; zaman kaybolur, odanın içindeki sesler uzaklaşır, dünya biraz buğulanır ve henüz kendimize tam yerleşememenin içinde kaybolurduk.

Büyümek belki de o tanığı unutmak demektir. Yerine sürekli konuşan, yorumlayan, hatırlayan, planlayan biri yerleşir. İçimizde hiç susmayan bir anlatıcı. Onun işi bizi korumaktır ama aynı zamanda bizi dünyaya kilitler.

Oysa bazen insanın ihtiyacı korunmak değil, çözülmektir;bir müzik parçasının içinde kaybolduğumuzda, uzun bir yolculukta camdan dışarı bakarken, karanlık bir odada tek başımıza uzanırken… Bir şey yavaşça çözülür. Kendimizden parçalar kopmaz, aksine fazlalıklar erir. Geriye daha küçük ama daha gerçek bir varlık kalır.

Belki huzur kendimizi büyütmekte değil, küçültmekte saklıdır. Daha az hikâye, daha az savunma, daha az isim… Neredeyse saydam olana kadar.

Ve saydamlaştıkça ilginç bir şey olur; dünya içimizden geçmeye başlar!

Sesler daha derine iner, dokunuşlar daha gerçek olur, ışık bile farklı görünür. Çünkü artık arada “ben”in kalın duvarları yoktur.

Sonra yine yoğunlaşırız. İsimler geri gelir, sorumluluklar, korkular, planlar… Kendimizi yeniden katılaştırırız, çünkü dünyada yürümek için buna ihtiyacımız vardır.

Ama kafamızda bir yer bilir ki:  İstersek tekrar incelip saydamlaşabiliriz, tamamen yok olmadan, tamamen kaybolmadan  sadece ağırlıklarımızdan kurtularak.

 

    S.POLAT

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat, Anlam ve Siz

Yaşamın Geometrisi Üzerine

Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı!