Modern Toplumlarda Devletleşma Zorunluluğu ve Devletin Sınırları:

 Modern Toplumlarda           Devletleşme Zorunluluğu Ve Devletin Sınırları:

   

   Hiç şüphesiz, tüm zamanların vazgeçilmez unsuru “devlet” değildir ancak dün, bugün ve görünen o ki yarın da ; insanlık toplumsal yaşamını bu denenmiş format üzerinden sürdürmeye devam edecektir. Çünkü insanlık, karmaşık toplumsal ilişkiler ağını düzenlemek, ortak çıkarları korumak ve güvenliği sağlamak için henüz devletten daha işlevsel bir örgütlenme biçimi keşfetmemiştir. Devlet, modern çağın, siyasal ve toplumsal örgütlenmesinin ulaştığı en gelişmiş biçimdir. Tarih boyunca , ideolojik sistemler; demokrasi, faşizm, kapitalizm, sosyalizm ya da teokrasi değişse de, devlet kavramı bu rejimlerin tümünün üzerinde, onları kuşatan bir kurumsal çerçeve olarak varlığını sürdürmüştür.

   Özünde, devlet bir toplumun kendini organize etme, düzen kurma ve ortak yaşamı sürdürülebilir kılma aracı olmuştur. Bu nedenle, bugün dünyada hiçbir toplum "devletsiz bir yönetim” fikrini ciddi bir alternatif olarak ileri sürmemektedir. Zira devletsizlik, yalnızca yönetim boşluğu değil, aynı zamanda güvenlik, adalet ve ekonomik istikrarın da ortadan kalkması anlamına gelir.


Modern Tartışma:

Devletin Boyutu Ve Müdahale Alanı


   Modern Çağın tartışmaları artık “devlet olsun mu, olmasın mı?” sorusu etrafında değil, "devlet ne kadar büyük olmalı, ekonomik ve toplumsal yaşama ne ölçüde müdahil olmalı?” sorusu ekseninde şekillenmektedir.

   Kimi yaklaşımlar devleti yalnızca düzenleyici ve hakem konumunda görmek isterken, kimileri devleti ekonomik kalkınma, sosyal adalet ve refahın temel aracı olarak değerlendirir. Bu iki uç arasında süregelen tartışma, liberalizm ile sosyal devlet anlayışının tarihsel çekişmesini de yansıtır.

Dolayısıyla günümüzde devlet, ne tamamen ortadan kaldırılabilir bir kurumdur ne de sınırsız güçle donatılabilecek bir

mekanizmadır. Asıl mesele devletin toplumsal özgürlük ile kamusal düzen arasında nasıl bir denge kurabildiğidir.


Devletin İşlevi: 

Kollektif Akıl Ve Kurumsallaşma


   Devlet, bir milletin üretim gücünü, eğitimini, güvenliğini ve ortak hedeflerini merkezileştirir, toplumsal enerjinin rafine ve rasyonel biçimde kullanılmasını sağlar, devletsiz bir halk kendi kaynaklarını yönetemez, güvenliğini sağlayamaz, dilini ve kültürünü kurumsallaştıramaz...

Bu anlamda devlet yalnızca bir “ iktidar aracı " değil, bir toplumun varoluşunun kurumsal teminatıdır da.

   İnsanlık tarihindeki en büyük ilerlemeler bilim, hukuk, eğitim, ekonomi ve kültür alanlarındaki gelişmeler çoğunlukla devletin sağladığı kurumsal çerçeve içinde ortaya çıkmıştır. Kurumsal süreklilik, istikrar ve hukuk düzeni olmaksızın bu alanlarda kalıcı ilerleme sağlanması mümkün olmamıştır .


Devletin Sınırı: 

Özgürlükle Denge


   Ancak bu durum, devleti sınırsız bir otoriteye dönüştürmenin gerekçesi olamaz. Devlet, bireyin özgürlüğünü bastırmak için değil, onu güvence altına almak için vardır. Aksi takdirde devlet, koruyucu bir çatı olmaktan çıkıp baskıcı bir aygıta dönüşür.

Gerçek özgürlük, devleti reddetmekte değil; adil, laik, seküler, çoğulcu, eşitlikçi ve halkın iradesine dayalı bir devleti inşa etmekte yatar. Devletin alternatifi de devletsizlik veya anarşi değil; kendi kaderini tayin etme bilinciyle oluşturulmuş, hukuka dayalı bir kurumsallaşma olmalıdır. Modern toplumlarda devletin meşruiyeti yalnızca varlığından değil, sınırlarını bilmesinden doğar. Çünkü gücün denetlenmediği yerde adalet, adaletin olmadığı yerde ise özgürlük yaşayamaz!..

                                 

Özetle:


   Devlet, insanlık tarihinin en kalıcı ve en etkili kurumsal yapısı olarak, toplumsal yaşamın temel düzenleyicisidir. Onu gereksiz ilan etmek, insan doğasının kollektif yönünü görmezden gelmek olur, fakat aynı zamanda devletin sınırsız gücüne teslim olmak da özgürlüğün inkârıdır.

   Bu nedenle amaç; adil , hesap verebilir ve özgürlüklerle uyumlu bir toplumsal düzeni inşa etmek olmalıdır!...

S.POLAT

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat, Anlam ve Siz

Yaşamın Geometrisi Üzerine

Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı!