İnsan ve Ses

 İnsan ve Ses

Sebahattin Polat 

Sessizlik sesin yokluğu değildir; kelimelerin henüz kendine bir biçim bulamadığı bir eşiktir.

İnsan ise çoğu zaman bu eşikten kaçar. Sözcükleri vardır ama sözü yoktur; cümleleri akar fakat bir yerden gelmez. Yalnız kalma korkusuyla başkalarının düşünceleriyle titreşir, başkalarının boşluklarına seslenir ve karşıdan dönen yankıyı kendi sesi sanır. Oysa yankı ne kadar güçlü olursa olsun sahibinin sesi değildir. Kendi sesini arayan insan, önce o eşikte biraz durur.

Kendi sesini bulmak, başkalarının sesinden ayrılmayı göze almaktır. Göze alınamadığında insan konuşmaya devam eder; ama konuşmak ile bir şey söylemek aynı şey değildir. Kendi sözünü kuramayan, zamanla kendi sesine de yabancılaşır; yaşayan bir beden olmaktan çıkıp başkalarının eliyle taşınan bir eşyaya döner.

Sesin daha yalın hâli doğada vardır: içgüdünün sesi. Açlıkta yükselen, tehditte keskinleşen bir ses. Ne öğrenir ne unutur; yalnızca sürdürür. Bu sesin içinde kalan insan ilerliyor sanır, ama çoğu zaman aynı yerde döner durur. Aynı öfkeye, aynı savunmaya, aynı kelimelere. Tepki vardır, temas yoktur. Ses çıkar ama anlam doğmaz.

Var olmanın ağırlığı, insanın sessizlikle kurduğu o ince ilişkide belirir. Tepki vermeden önce durabilmek; kendi gürültüsünü susturup o boşluğun huzursuzluğuna katlanabilmek…

Tıpkı müzikteki es gibi — susmak için değil, bir sonraki notanın duyulabilmesi için konur. Kendi sesi kendi yankısından ancak orada ayrılır. Aynı cümleyi bir daha kurmamak da yine orada göze alınır.

Ruhu olan bir ses pürüzsüz değildir. İçinde kırılmaların, şüphelerin ve yaşanmışlığın izleri vardır. Hazır sloganlarla konuşmaz; bazen sorar, bazen susar. Hüküm vermek yerine arar, söylediği sözün içinde kendisine bile biraz yer bırakır. Dün söylediğini bugün yeniden tartabilir; bir zamanlar emin olduğu düşüncenin ortasında beliren çatlağa bakmaktan kaçmaz. Belki insanın değiştiği, önce sesinde duyulur. Her gün aynıysa sesin, ruhun yoldan çıkmamış ama yol da almamış mıdır?

Ses, sessizlikten sonra gelmez; sessizliğin içinden doğar. Kelimeler, tükendiklerinde değil, beklemeyi öğrendiklerinde söze dönüşür. Bu yüzden kendi sesini arayan insanın gideceği yer başkalarının kalabalığı değil, en baştaki o eşiktir; çünkü söz, orada susmayı göze alana kendini verir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat, Anlam ve Siz

Yaşamın Geometrisi Üzerine

Kadına Uygulanan Şiddet: Tüm Zamanların Utancı!